|

|
EN GÜZEL HARP OYUNU “
SATRANÇ ”
Bu yazıya “Satranç” konusuna hiç inanmayanlar, ya da bu muhteşem
oyuna; “bildiğimiz dama oyununun çığrından çıkmış hali” şeklinde
değerlendirmelerde bulunanlar, muhtemelen hiç ilgi duymayacaklardır.
Ancak birazcık objektif gözle konuya yaklaşmaya başlayınca;
inanmamak bir tarafa, onun bir sevini veya hayranı olmak, yalnızca
bir an meselesidir.
Biraz iddialı olmakla beraber; işte bu küçücük 64 kare üzerinde
oynanan bu muhteşem oyun, aslında korkunç bir meydan muharebesinden
başka bir şey değildir.
Dehşet, hareket, zayiat, muhakeme, planlama, metanet, inisiyatif,
baskı, taarruz, savunma, aldatma, tanklar, piyadeler, helikopterler,
istihkamcılar, her şey mevcuttur satrançta.
Bu yüzden muharebeyi deneyecekler bu sınavdan da geçmelidirler.
Gerçekten de SATRANCIN askerlik mesleğiyle çok büyük ilişkisi
vardır. Bu yüzden bu oyuna sivillerden çok bizlerin sahip çıkması
gerekmektedir. Bu oyundaki mantık; “askeri usul ve doktrinlerin”
tümünü kapsamaktadır.
Bu kadar sözden sonra heveslensek; hemen çarşıya koşup, bir takım
alsak, hatta kitabını alıp kaidelerini öğrensek, haftalarca
pratikler yapıp, varyasyonları, kombinezonları, açılışları
ezberlesek ve oyun oynamaya hazır bir duruma gelsek; “HİÇ BİR ŞEY
BİLMİYORUM” durumundayızdır. Düşünelim şimdi: sıfırın altında bir
yerden başladık, çok dik bir yokuşu tırmandık ve ulaştığımız yer
ancak “SIFIR” oldu.
İşte böylesine sabır isteyen bir oyundur. Devam edelim: Her gün
oynasak, beynimizi azami kapasiteyle zorlasak, yensek, yenilsek
bile, gene de “Ben satrancı iyi oynuyorum” demek çok güçtür. Hele
usta, yada büyük usta olmak gerçekten de aslanın ağzındadır. Son 10
yıl içinde dünyada “Doksan” kadar büyük ustanın bulunduğunun
bilinmesi ise, güçlüğün derecesini açıkça ortaya koymaktadır. Bu
durumda; biraz daha gerçekçi olarak; “Büyük Usta” olmak gibi iddialı
bir yoldan ziyade, iyi satrancı yada satranç sever olabilmeyi
hedeflemeliyiz. Bu mümkün olabilecektir. Özellikle Askeri Liselere
yardımcı ders olarak konursa ve daha bu yaşlardan sevdirilirse en
azından iyi satranççılar, dolayısıyla da iyi stratejistler,
taktikçiler yetişebilir. Yetiştirmede en iyi ve en ekonomik
yardımcılardan biridir satranç.
Kişi kafasının gücünü somut olarak görmekten korkuyorsa, satrancı
hiçbir zaman oynamak istemeyecektir. Şansa veya zara bağlı, tavla
gibi daha kolay oyunları; beyni çalıştırmaya sürükleyen, insanı zora
sokan satranca tercih edecektir.
Bizler, genelde kafa oyunlarında yenilmeyi pek sevmeyiz. Hatta
yenilsek, hazmedemeyiz. Çünkü bizde başarı ya kaba kuvvete, yada
kolay kurnazlıklara dayanmıştır. Satrançta kaba kuvvet yoktur.
Kurnazlıklar ise karşı tarafın anlamasıyla derhal aleyhinize
bozuluverir.
Satrancın en önemli özelliği; maddi ve manevi bütün gücümüzle
“Yenmek için” savaşmak gerektiğini öğretmesidir. Her şey yenmek için
başlar. Savaşma azim ve irademiz tamdır. Hep bunun gerçekleşmesine
çabalarız.
Ancak karşımızdaki bizden güçlüyse; “yenilirken öğrenmeyi” satrançta
öğreniriz. Yenilince her şey bitmez. Tıpkı muharebe gibi; Eğer
yenilirsek, dövünüp her şeyi bırakmayı değil, aksine neden
yenildiğimizi araştırmayı, hangi hataları yaptığımızı araştırmayı,
bir daha sefere aynı hatayı yapmamak için, daha çok hazırlanmayı
öngörür. Kısaca satranç yenilgisi bir askere “her şeyin bittiğini
“değil “yeni bir zaferin başlayacağını” haber verir, mücadeleci ve
mert bir mantık aşılar.
Ayrıca satrancı seven, gönülden balı bir kişi kendinden daha güçlü
oyuncularla oynamak ister. Amacı daha çok öğrenmektir. Eğer,
karşımızdakinin bizden iyi oyuncu olduğunu biliyorsak “Nasıl
yenileceğimizi” merak etmek öğrenme açısından, cesur ve mütevazı bir
düşünüştür.
Satranç ayrıca bir askere şu
faydaları sağlar:
“Devamlı muhakeme” zihniyeti aşılar. Durumlar devamlı
değişmektedir. Sürekli kısa durum muhakemesi yapmak bir komutan için
en önemli alışkanlıklardan biridir.
Sürekli olarak müteakip harekâtın planlanması alışkanlığını
kazandırır. Ne kadar daha sonraki hamleyi düşünebiliyorsak o kadar
ufkumuz genişler. Başlangıçta 2-3 hamleyi görebiliyorsak daha
sonraları, bu 5’ten fazla hamleyi düşünmeye ulaşabilir. Geleceği
görmek bir komutan için en önemli meziyetlerden biri olmalıdır.
Harp prensiplerinin, taktik ve stratejik kaidelerin büyük bir
çoğunluğunun; 64 karelik muharebe alanında tatbikine imkan verir. Bu
konuda pratikler yaparak, alışkanlıklar edinmemizi sağlar.
Satranç, bir komutana beklemeyi, sabretmeyi öğretir. En uygun zamana
kadar beklemek ve o anda düşmana vurmak bir komutan için gerekli
olan değerli bir meziyettir.
Ölçülü ve soğukkanlı davranmayı öğretir. Tarihte orduları askeri
bozuk para gibi harcayan, Komutanlar vardır. Böyle askerine değer
vermeyen komutanlar da daima bozguna uğramışlardır. Satrançta ne “Ne
olacak? Piyonum giderse gitsin” zihniyeti bu tip bir davranışı
aksettirir. Gerektiğinde zafer için bütün taşlar feda edildiği gibi,
bazen 1 piyon vermemek için, bütün taşlar seferber edilir. Çünkü; en
az değeri olan piyon, belki bir an gelecek, vezir olacaktır. Hatta
oyunların bazen bir piyon üstünlüğüyle bittiği, bilinen bir
gerçektir.
Satranç insana, “yaratıcılığı” öğretir. Yeni oyunlar kombinasyonlar
yaptıkça insan mutlu olur, daha çok yaratmak ister.
Kararsızlığın en büyük düşmanı satrançtır. Özellikle zamanlı
oyunlarda, belli bir süre içinde muhakeme yapıp, “en doğru kararı
verme” zorunluluğu vardır. Süratli muhakeme ve karar verme,
alışkanlığı kazandırır.
İşbirliği ruhu doğurur. Sadece şahın yada komutanın “tek başına bir
şeyler yapmasının” çok güç olduğunu, oysa diğer bütün taşlarla
müştereken bir başarıya daha kolay ulaşabileceğini gösterir.
Kuşkusuz faydalar çoğaltıldıkça çoğaltılabilir.
Buraya kadar teknik olmayan
açıklamalardan bahsettik. Şimdi de satrancın tarihçesini biraz daha
ayrıntılı inceleyelim:
Ansiklopedi tanımıyla satranç; 2 kişi arasında 64 haneye bölünmüş
kare bir tahta üzerinde, 16’şardan 32 taşla oynanan bir oyundur.
Ancak bu tanımın sadeliğine aldanmamak gerekir. Arap kaynaklarına
göre satranç, HİNDİSTAN’DA genç bir prense ders veren bir BRAHMAN
rahibi tarafından “kralların bile tek başına hiçbir şey
yapamayacağını” anlatmak için ortaya konmuş bir oyundur. Rahibin
oyununu Prens çok beğenir ve Rahibe “Ne isterse onu dilemesini”
söyler. O da; “Satranç tahtasının birinci karesi için 1, ikinci
karesi için 2, üçüncü karesi için 4 adet... kısacası 64 kare için de
aynı yolla buğday ister. Genç prens, istenilen mükafatı azımsayarak,
derhal rahibin isteğinin yerine getirilmesini emreder. Ancak
başlangıçta çok basit bir istek gibi görünmesine rağmen işin içinden
çıkılmaz, bütün bilginler bir araya gelir, fakat bir türlü gereken
buğdayı toplayamazlar. Çünkü rahibin istediği buğday hesaplanınca;
18.446.744.073.709.551.615 rakamı ortaya çıkmaktadır. Bu kadar
buğday tanesini ise, o devirde tüm HİNDİSTAN’DA üretilen buğdaylarla
dahi karşılamak mümkün değildir. Hatta bugün bile, bütün kıtaların
yüzölçümünden 76 kat daha genç toprak parçasına buğday ekip, ürününü
toplamak gerekir.
Avrupa’ya IX uncu yüzyılda giren satrancın, işte böylesine akıllı
bir insanın buluşu olduğu sanılmaktadır. Birçok akıllı insan da XV
inci yüzyıla kadar çeşitli kaideleri değiştirerek, bugünkü kuralları
ortaya koymuşlardır. Yaklaşık 500 seneden beri de aynı kurallarla
oynandığı bilinmektedir.
Tarihçesini kısaca gördükten sonra oyunun elamanlarını, muharebede
kullanılan unsurlarla basit olarak karşılaştırmasını yapalım.
|
 |
PİYONLAR:
Yaya piyadenin tam anlamıyla kendisidir. Hareket kabiliyeti
sınırlıdır. Oyunun başından sonuna kadar, gerideki elemanlar için
“emniyet kuvvetleri” görevini ifa ederler. İleriye yaptıkları
hamlelerle, gerideki taşlar için manevra alanı sağlarlar. Özellikle
başlangıçta iyi kullanıldıkları taktirde merkezdeki dört karede
(kritik arazi), üstünlük sağlayabilirler. Böylece inisiyatifin ele
geçirilmesini kolaylaştırırlar. Saldırıya uğrayan Şahın veya Ağır
taşların (kale, vezir) önüne geçerek, engelleme gibi istihkamcılık
görevlerini de yapabilirler. Ezici üstünlük, piyonların iyi
kullanılmasına bağlıdır. Aynı sütunda olduklarında, birbirini
koruyamadıklarından her iki piyon da hassas durumda sayılır. |
| |
|
 |
ATLAR:
Önündeki taşların üzerinden aşıp, sütre gerisindeki taşlara veya
bölgelere, taarruz edebilirler. Bu özellikleri nedeniyle görmeyerek
ateş eden topçuyu ve bazen de Hava indirme/uçarbirlikleri çok
mükemmel olarak temsil ederler. Şaşırtma ve baskın sağlarlar.
Çatallar yaparak aynı anda bir çok birliği ateş altına alabilirler.
Atlar hafif taşlardır. İki at birbirini koruyabilir. Sadece Şahla
kaldığında (Bir at ve Şah) ikisinin mat yapması çok güçtür. Ancak
rakibin hata yapması gerekir. |
| |
|
|
 |
FİLLER: Genelde motorlu veya mekanize P. Birliklerini temsil
ederler. Kesin sonucun veya inisiyatifin ele geçirilmesinde
yardımcıdırlar. Bazen görerek ateş eden uzun menzilli topçuyu ihtiva
ederler. Bu suretle diyagonal olarak sürekli ve zamanında ateş
desteği sağlarlar. Bazen yaptıkları açmazlarla, harikulade pusular
tertip ederler. Hafif taşlar olarak nitelendirilirler. Merkezden
veya köşeden diğer köşelere doğru uzun ateş ve hareket sahasına
sahiptir. (FİANCHETTO) Bir Şah bir Fil mat yapmaz. |
| |
|
 |
KALELER: Kesin sonuç zaman ve yerinde, ağır darbenin
indirilmesine imkan veren, hareket kabiliyeti yüksek, sürat ve darbe
tesirine sahip Tank birlikleri ve aynı değerdedir. Elastikiyet
sağlarlar. Eğer yeterli şekilde takviye edilip (Atlar-Filler) görev
kuvvetleri şeklinde teşkil edildiklerinde etkileri daha da artar.
Geniş bölgelere dağılıp, kısa sürede toplanabilirler. Ayrıca tehdit
ettikleri sütunlarda, görerek uzun menzilli, ateş desteği sağlarlar.
Aynı sütundaki iki kale, müthiş bir birliktir. Ağır taşlardır. Bir
kale, bir şah mat yapabilir. Ancak yeni başlayanlar, böyle bir
durumda pat kalabilirler.
|
| |
|
 |
VEZİR: Genelde Nükleer silahları, Roket ve Füze birliklerini,
Taktik hava kuvvetlerini ve kesin sonucu sağlayacak “Stratejik
ihtiyatları” temsil eder. Uygun kullanıldığında büyük bir baskı
aracıdır. Ağır taş olarak nitelendirilen Vezir; 16 taş içinde her
yöne karşı en uzun ateş ve manevra imkanı sağlayan en önemli
elemandır. Şahla beraber “kesin mat” sağlar. |
| |
|
 |
ŞAH: Azim ve iradedir, Komutandır, sancaktır, moral gibi bütün
manevi değerlerdir. Muharebe hizmet desteğidir. Disiplindir,
eğitimdir. İrtibatlardır, koordinasyondur... Kısacası o giderse her
şey biter. Onun ayrıca en büyük özelliği; gerektiğinde kanının son
damlasına kadar savaşarak, muharebenin gidişatına etki eder. Tek
başına kesin sonucu elde edemez. Ancak elemanlarıyla, savaşlar
kazanır, üstünlük sağlar. |
SATRANÇ – HARP PRENSİPLERİ İLİŞKİSİ
Harp prensiplerini tatbik eden komutanlar, daima etmeyenlerden
başarılı olmuşlardır. Ancak, bu prensiplerin uygulama dereceleri
duruma göre değişir. Satrançta durum aynıdır. Buna göre:
Hedef prensibi: Satrançta aynen harpteki gibi uygulanır.
Talimnamelerimizde en son askeri hedef; düşman silahlı kuvvetlerini
ve onun savaşma azmini yok etmektir. Her askeri harekatın hedefi de;
SON HEDEF’in elde edilmesine yardım etmektir. Bütün satranç
elemanları da; Şahı mat etmeye veya rakibin oyunu terk etmesine
neden olacak üstünlüklerin ele geçirilmesine yöneltilir.
Satrançta oynayan kişinin hedefi, karşısındaki kişiye kendi
isteğini, zorla kabul ettirmektir (Buradaki zor terimi; beynin ve
taşların gücünü ifade eder). Teknik terim olarak “Kombinezonlarla”,
rakibe istediklerimizi zorla kabul ettirebiliriz.
Taarruz prensibi: Bu prensibi uygulamak bize oyunda; inisiyatifi
elde bulundurmamızı, muharebenin cereyanına yön vermemizi, kendi
istediğimizi düşmana zorla kabul ettirmemizi, beklenmedik
gelişmeleri karşılamamızı sağlar.
Oyunda geçici süreler için savunma yapsak bile mutlaka taarruzu
düşünürüz. Talimnamelerimizdeki gibi, buradaki savunma daha sonraki
taarruz için, uygun koşulları sağlamak, zaman kazanmak için yapılır.
Satrançta da taarruz, “emniyet” sağlar.
Sıklet merkezi prensibi: Kesin sonuç yerinde ve zamanında üstün
muharebe gücünün toplanması, en bilinen harp prensiplerinden
biridir. Satrançta da; kesin sonucu elde edeceğimiz bölgede, ne
kadar çok birlik (Ağır ve hafif taşları) bulundurursak o kadar
iyidir (Örnek olarak, Rakibin bir piyonuna taarruz etmezden önce,
diğer taşlarla bu piyon üzerinde mutlaka üstünlük sağlamalı, en
azından rakipten daha çok taşla bu piyon tehdit edilmelidir).
Kuvvet tasarrufu prensibi: Satranç tahtası (muharebe alanı) üzerinde
kesin sonucu elde edeceğimiz yerde, fazla kuvvet toplayabilmek için,
tali bölgelerde daha az kuvvet ayırmak zorunluluğu vardır. Örneğin;
taarruz ederken Rok kanadındaki, atı ve Fili Şahın emniyetinden
alıp, taarruza iştirak ettirebiliriz.
Manevra prensibi: Mevcut taşlarla sabit bir yerde kalmak
yerine; kombinezonlar, varyasyonlar yapmak suretiyle kalıplaşmış
oyunlardan kaçınmayı öngörür. Standart olmayan oyunlar yapmak ancak
belli bir aşamadan sonra mümkün olabilir. Pozisyonel (sıkışık)
oyunlarda manevra prensibinin sağlanması, küçük üstünlüklerin
birleştirilmesi soncu olabilir. Vezirler, Kaleler, Filler, Atlar
manevra kabiliyetini arttıran elemanlardır.
Emir-Komuta Birliği: Şah
veya oynayan kişinin bu prensibi uyguladığı kabul edilir.
Başlangıçtan oyun sonuna kadar; her iki taraf içinde olumlu ve eşit
olarak kabul edilir. Acemilerin oyununa karışıldığında acemi
oynayamaz. Yardıma rağmen mağlup olabilir (Kural dışı).
Emniyet prensibi: Satrançta başlangıçtaki tertibattan itibaren
bunu piyonlar sağlar. Piyonlar; MİKH, İleri Mevzi Hattı, Örtme
Kuvveti Hattını temsil ederler. Şahin emniyeti için yapılan uzun ve
kısa roklar, zaruri emniyet hareketleridir. Rok yapmak çok
tehlikelidir. Ancak talimnamelerde olduğu gibi Satrançta da Emniyet
prensibi, riske girmemeyi ve risklerden kaçınmayı gerektirmez.
Kurnaz risklerle muharebelerin kazınıldığı gibi, oyunlarda
kazınılabilir. Taarruzla inisiyatifi ele geçiren taraf; rakibin
müdahalelerine imkan bırakmayacağından, kendi emniyetini de sağlamış
olur.
Baskın prensibi: Rakibin beklemediği yer ve zamanda, beklemediği
kuvvetlerle ona darbe indirmektir. Bunun içinde ağır ve hafif
taşların yığınağı, aldatıcı bir tarzda yapılması son derece
önemlidir. Baskın uzun menzilli taşlarla, daha kolay sağlanabilir.
Taktik örtü aldatma Harp prensibi olarak düşünülmesi tartışmalıysa
da, satranç sözlüğünde “TUZAK” olarak karşımıza çıkar. Tuzak, teknik
bir terim olarak; taraflardan birinin sakıncalı gibi görünen bir
hamlesiyle rakibini görünürde kuvvetli sanılan bir hamle yapmaya
yönelttikten sonra bir “kombinezon” veya mümkün olursa “Mat Ağı”
düzenlemesine, denir. Rakibin isteğini yapan taraf hakkında da
“Tuzağa düştü” (Aldatıldı) tabiri kullanılır.
İşte görüldüğü gibi Harp
prensipleriyle-Satranç prensipleri hemen hemen aynı şeylerdir. Daha
doğrusu satrançta da harp prensiplerinin uygulaması vardır.
Bir diğer konu ise; Pat yada Berabere kalmaktır. Beraberlik, her iki
tarafında yenişememesidir. Normal harplerde buna rastlanabilir. Bu
terim adeta iki tarafın da birbirine üstünlük sağlayamaması
nedeniyle ilan edilen “Ateş kes” antlaşması niteliğindedir. Bir
parti içinde birkaç oyun pat olabilir. Ancak gene de sonuçta,
partiler çoğunlukla pat bitmez.
Satranç Partisi; 1 oyunluk olabildiği gibi, 1972’de FISCHER ve
SPASSKY arasındaki gibi 24 oyunlukta olabilir. Bunu muharebe ve harp
olarak birbirine benzetebiliriz. Bir harpte; bazı muharebeler
(oyunlar) kaybedilebilir. Ancak; kaybedilse de Harp (parti)
kazanılmalıdır. Kim daha çok muharebe (oyun) kazanırsa, Harbi de
(Partiyi) genellikle o kazanır.
SATRANÇ VE STRATEJİ
Satrançta strateji; bir oyunun ana planıdır. Stratejinin
uygulamadaki küçük parçalarına ise “taktik” adı verilir.
Oynayanlar başlangıçtan itibaren iki hareket tarzı seçebilirler:
1. Stratejik Taarruz,
2. Stratejik Savunma.
Buna rağmen, bazı oyuncular kararsızlığa düşebilir, veya rakibin
oyunlarına göre bir strateji saptamak isteyebilir. Her halükarda da,
yukarıdaki 2 faktörden birini seçmesi gerekir. Seçmekte gecikirse,
kararsız kalırsa oyunu kaybeder. Satrancın kararsızlığa hiç affı
yoktur. Özellikle zamanlı oyunlarda, gecikilirse oyun kaybedilmiş
olur.
Ancak bazen bir oyuncu, elde ettiği bir durum nedeniyle hiçbir hamle
yapmayı arzulamayabilir. Teknik terim olarak buna ZUGZWANG denir.
Fakat oyunun kuralları, muharebenin kuralları gibi acımasızdır. Bu
yüzden ZUNGZWANG’daki oyuncu, kendi durumunu bozacak bir hamleyi,
zorunlu olarak yapmak mecburiyetinde kalır.
Oyunda Harp veya Muharebe gibi safhalardan meydana gelir. Bunlar:
1.Yığınaklanma ve temasın sağlanmasını ihtiva eden AÇILIŞ safhası,
2.Temastan sonraki varyasyonları, kombinezonları ihtiva eden ARA
OYUN safhası
3.Taşların çoğunun imha olduktan sonraki ve Şahın saklanmayı
bırakarak, savaşa bizzat katıldığı SON OYUN safhasıdır.
STRATEJİK TAARRUZ
Biz, kesin sonucun taarruzla alınacağını biliyoruz. Aynen
satranç içinde bu geçerlidir.. Rakibin savaşma azim ve iradesinin
kırılması suretiyle oyunu terk ettirmek veya onu mat ederek silahlı
kuvvetlerini kati şekilde mağlup etmek ana amaçtır. Rakip tarafa,
kendi istediklerimiz zorla (Beyin gücümüz – Taşlar) kabul ettiririz.
Taarruzda inisiyatif en önemli husustur. Satrançta taarruz etmek
inisiyatifin ele geçirilmesini sağlar. Ayrıca inisiyatif; Rakibin
hatalarından, zayıf taraflarından faydalanarak, ummadığı yerden
taarruz ederek, eldeki hafif ağır taşların, piyonları atılgan olarak
ve cesaretle kullanılmasıyla kazanılır. Ayrıca inisiyatif; küçük
küçük taarruzların birikmesiyle, ezici bir üstünlüğün sağlanmasına
da yardımcı olur. Satrançta inisiyatif bir sefer ele geçirildi mi
bir daha geri vermemek için azami gayret sarf edebilir.
Buna göre Taarruzda manevra şekilleri olarak:
1. Kuşatma: Genelde tek taraflı kuşatma tercih edilir. Ancak
oyunun ileriki safhalarında kalelerle, Vezirle çift taraflı
kuşatmalar da, durumun imkan verdiği ölçüde yapılabilir.
Talimnamelerimizdeki gibi, elde edilecek başarı, kuşatmanın “Baskın”
tarzında yapılmasına bağlıdır. Kuşatmayı yapacak kuvvetler; At ve
Fillerle takviyeli KALELER ve VEZİR gibi hareket kabiliyetine sahip
taşlardır. Tali taarruzları ise; piyonlar ve hafif taşlar, icra
ederler. Kuşatmanın başarısı, piyonlarla (vs) yapılacak tali
taarruzun, cephedeki düşmanı tespit edebilme kabiliyetine bağlıdır.
Kuşatmaya karar verildiğinde, rakibin tertibatındaki kuvvetli
kesimlerine çatmaktan kaçınılır. Onun ağır taşlarının gerisine
düştükten sonra, ağır taşlarla onun yanına ve gerisine darbeler
vurulur. Böylece Şah bulunduğu mevzilerde imha edilmiş olur.
Burada Şahı cepheden yapılacak taarruzlarla, bizim istediğimiz bir
bölgeye çekilmek zorunda bırakarak, o bölgedeki ağır ve hafif
taşlarla imha da edebiliriz (ÇEVİRME).
Ayrıca Atlarla, uçar birlik harekatı icra ederek, onun gerisindeki
hayati öneme haiz bölgeler ele geçirilebilir, gerideki rakip taşlara
taarruz edilebilir. Böylece düşey kuşatma yapılmış olur. Oyun
süresince “kuşatmaya müsait yan” aranması, bu manevra için son
derece gereklidir. Bir yarmayı müteakipte yapılabilir.
2. Yarma: Arazide (satranç tahtası), rakibin taşlarının
tertibatı, kuşatmaya imkan vermiyorsa, başvurulacak bir manevra
şeklidir. Özellikle rakibin taşların dizilişinde, açılışından
sonraki savunmasında, zayıf noktalar ortaya çıkarılmışsa, elde
yeterli ağır ve hafif taş varsa ve yarma bölgesinde
kullanılabilecekse, satrançta da yarma yapılabilir. Yarmanın
piyonlar ve hafif taşlarla başlatılması genelde alışılmış bir
yöntemdir. Rakibin özellikle piyonlarını imha ederek veya onun bir
piyonuyla bizim verdiğimiz bir taşı yemesi (GAMBİT) suretiyle, onun
savunmasında, “gedik açmak” yarmadaki piyonlarımızın en önemli
görevidir. İşte elde edilen bu gedikten, sütun boyunca başarıdan
faydalanma için, hafif taşlarla takviyeli “Ağır taş görev
kuvvetleri”, rakibin derinliklerindeki hayati öneme haiz karelere
yöneltilirler. Böylece rakibin savunmasının sürekliliği ortadan
kaldırılmış olur. Başarıdan faydalanma kuvvetleri gedikten geçtik
ten sonra, rakibin ihtiyatlarına (Vezir-Kale-At-Fil) veya Şahına
şiddetle taarruz ederler. Yarma genellikle satranç tahtasının
merkezinden veya merkezine yakın bölgelerden yapılır. Kuşkusuz
oyunun ileriki safhalarında rakip, rok yaparak, bir köşede yeni bir
savunma tesis edebilir. O zaman yarma için, bu yeni savunmanın
zafiyetleri aranır.
Yarma gediğinden giren kuvvetler, gediği ne kadar genişletirlerse,
başarıdan faydalanacak ağır taşların harekatı o kadar kolay olur.
Bazen gedik, rakip tarafından kapatılabilir. Böylece ağır taşlar,
karşı tarafın savunma hattının gerisinde kalabilir. Bu taktirde en
az zarara razı olup, durum daha da kötüleşmeden takas etmek en doğru
yol olabilir. (Kaçmak mümkün olmuyorsa) onun için, bu tür manevralar
yapılmadan önce çok iyi bir hesap ve planlama yapılmalı, rakibin
yapabileceği hamleler (DİK) çok iyi tahlil edilmelidir. Aynı husus
kuşatma için de geçerlidir.
3. Cephe taarruzu: Ezici bir üstünlükle oyuna başlayamadığımız
veya oyuna eşit kuvvetlerle, aynı şartlarda başladığı için bu
manevrayı tatbik imkanı, ancak oyunun ortalarından itibaren
uygulanabilir. Tali taarruzlarla da, tespit kuvvetleri tarafından
cephe taarruzu yapılabilir. Satrançta da, muharebedeki gibi
uygulaması zordur. En az tercih edilir.
STRATEJİK SAVUNMA
Talimnamelerimizdeki; Bilahare taarruza geçmek için lüzumlu vasıta
ve elemanları toplamak maksadıyla, Şahın ve hayati öneme haiz
bölgelerin (Ağır taşların bulunduğu bölgelerin) korunması için
alınan savunma tedbirleridir. NİMZO-HİNT savunması, Sicilya
savunması, PILLSBURY savunması, NIEMZOVİÇ savunması, BİRD
Başlangıcı, savunmaya güzel örneklerdir. Savunmada rakibin yapacağı
hatalar ve istismar edilecek zayıf tarafların ortaya çıkması
beklenir.
SATRANÇ VE PLANLAMA
Başlangıç için rakibi bilmek, onun oyun şeklini, açılışını,
taktiklerini öğrenmek önemli bir konudur (Örnek: Her zaman Ruy LOPEZ
açılır, pasiftir, inatçı değildir, taarruzlardan morali çabuk
bozulur, atlardan korkar, değişmekten korkar, vs.). Bunları
bildikten sonra onun hamlelerine uygun olarak açılışlar planlanır
veya bizim istediğimiz şekilde rakip tepki göstermeye zorlanır.
Ancak rakip her zaman aynı taktik ve teknikleri kullanmayabilir.
Baskına uğramamak için, her şeye hazır olmak gerekir. Özellikle
rakibimizle ilk maçımız olabilir. Hakkında da hiçbir bilgiye sahip
olmayabiliriz. Oyun kurarken veya müteakip safhalarda zihnen
yapacağımız planlarda daima bu hususu göz önünde bulundurmak
gerekir. İyi bir oyuncu sürekli olarak, müteakip harekatı düşünür,
birkaç hamle sonrasını planlar.
İCRA
Tıpkı muharebedeki gibi hem inisiyatifi kaptırmamak, ham de
rakibin taktiklerini öğrenmek için oyunun başlamasıyla birlikte
gayret sarfederiz. Ancak bunlar “boş hamle” (ad Libitum) olmamalıdır
(Örnek: Veziri ileriye götürdük, rakip öyle bir hamle yaptı ki
vezirimizi gene eski yerine çektik). İşte böyle bir durumda rakip
bir hamle kazanmış olur. Bu tür boş hamleler, inisiyatifin
kaybedilmesine neden olabilir. Piyonlarla, rakibin ileri
elemanlarına taarruz edip onun taktiklerini ortaya çıkarmak veya
üstünlüğü “yem vermek” suretiyle sağlamak isteyebiliriz. Muharebede
cebri keşif dediğimiz bu husus satrançta “GAMBİT” olarak ortaya
çıkar. Taarruzla 1 piyon verip, üstünlüğü ele geçirmek (Gambit)
alışılmış oyunlardandır.
Aynı şekilde savunma yaparken de, rakibin taarruz hazırlıklarını
bozucu taarruzları; piyon-fil-at, hatta bazen kalelerle yapabiliriz.
Bu husus için görev kuvvetlerinin teşkil edilip kullanılması çok
önemlidir.
Görev kuvvetlerinin teşkili; görüldüğü gibi yeni bir olay olmayıp,
satrancın ortaya çıktığı IX uncu yüzyıldan beri bilinen bir usuldür.
Fillerle takviyeli kaleler, piyonlar ile takviyeli fil, kendi
değerlerinden çok daha güçlü bir kuvvetin ortaya çıkmasına neden
olur.
Satrançta neyi uygularsak uygulayalım, muharebedeki gibi “karşılıklı
destek” en gerekli tedbirlerden biridir. Mümkün olduğu kadar,
birbirini koruyan taş sistemi kurmaya gayret edilmelidir. Bu hem
gücün artmasına, hem de emniyetin kuvvetlenmesine yardım eder
(Örnek: Kalelerin birbirlerini desteklemesi, piyonun fili
desteklemesi dolayısıyla, filin piyonu desteklemesi).
Savunmada Piyonlar; hem emniyet kuvvetlerini, hem de 1 inci hat
birliklerini bölgesini temsil ederler. Uygulanacak savunma genelde
“Aktif” olmak mecburiyetindedir. Piyonlar taarruzi olarak ilerler,
açılıp mümkün olduğu kadar fazla ateş sahası elde etmeye çalışırlar.
Böylece ileriden savunma sağlanmış olur. Ancak piyonlarla gerideki
taşlar arasında, mutlaka karşılıklı destek olması gerekir. Aksi
taktirde parça parça mağlubiyetler olur. Emniyet kuvvetlerinin AMS.ndaki
birliklerin ve ihtiyatların kullanılmasını ihtiva eden savunma
doktrini, aynen satrançta da geçerlidir. Savunma sırasında, taarruz
için fırsatlar kollanır, gereken hazırlıklar yapıldıktan sonra da,
genel karşı taarruza geçilir.
Genelde, satrançta oyun şu şekilde gelişir: Taraflar merkezde
(Geometrik merkezdeki 4 karede) üstünlük sağlamak amacıyla ileri
harekete geçip, açılış yaparlar. Her iki tarafta karşı tarafın piyon
(piyadelerinin) düzenini bozmaya çalışır. Merkezde inisiyatifi ele
geçiren taraf üstünlüğü sağlamış olur. Bu üstünlük için bazen piyon
bile feda edildiği olur (GAMBİT). Sonunda, bir taraf diğerini
savunmaya mecbur eder. Şahın rok yapmasına (Emniyet tesisine) İMKAN
VERMEDEN İMHASINI SAĞLAMAK MAKSADIYLA, Şahın bulunduğu tarafa doğru
amansız bir taarruza girişilir. Karşı tarafta bunu bildiği için,
savunmasının emniyetle devamlılığını sağlamak maksadıyla, rok
yaparak Şahı daha emniyetli arazi kesimlerine (köşelere) kaçırmak
isteyecektir. Diğer tarafta, bu Roku önlemek için açmazlar, çatallar
yapmak gibi, her türlü gayrete baş vuracaktır.
SATRANÇTA İHTİYAT
Taarruzda beklenmedik durumları karşılamak, başarıyı genişletmek,
taarruzları takviye etmek maksadıyla kullanılan atlarla, fillerle
takviyeli kaleler veya vezirden meydana gelir. Savunmada ise; AMH.’nda
meydana gelen girmeleri bertaraf etmek ve giren kaleleri, filleri,
atları, veziri imha etmek maksadıyla; karşı taarruzları yapmak için
kullanılırlar. Savunmada ihtiyat, ayrıca emniyet sağlar.
Oyuna daima beyaz başlar, dolayısıyla beyaz her zaman 1 hamle
üstünlükle muharebeye girer, inisiyatifte beyazdadır. Ne var ki
sonradan yapacağı hatalarla, bu avantajı kaybedebilir. Oyuncuya
üstünlüğü kaybettiren bir hamleden; “Tempo kaçırmak” olarak söz
edilir. Bu tempo birden arttığı gibi, küçük küçük üstünlüklerle de
artabilir. Ustaların oyununda, genellikle tempo ağır ağır artar.
SATRANÇ – KISA DURUM MUHAKEMESİ (VDAM)
Satranç başlangıçta da belirttiğim gibi, sürekli muhakeme ister.
Karşılaşılan her durum için, kısa bir durum muhakemesi yapılır ve
hangi hamle yapılacaksa ona karar verilir.
1. Vazife: Rakibin savaşma azim ve iradesini yok etmek ve Şahı mat
etmektir. Durum içinde bu vazifeyi yerine getirecek görevler
kendiliğinden çıkarılabilir (İnisiyatifi ele geçirmek v.s.).
2. Düşman: Genel olarak şu imkan ve kabiliyetlere sahiptir:
a. Rakip uygun açılış yapıp, merkez karelerde üstünlük sağlayabilir.
b. Bu üstünlüğü Filleriyle, Atlarıyla, Kaleleriyle, Veziriyle
takviye edebilir. Rok yapmamızı engelleyebilir.
c. Buna paralel olarak cephedeki harekatının temposunu arttırarak,
küçük taarruzlarla inisiyatifi ele geçirebilir.
Bu hususlar sağlandıktan sonra rakip, gelişmelere paralel olarak
şunları yapabilir:
a. Bazı cephelerden çektiği ağır ve hafif taşlarıyla bir bölgede
sıklet merkezi tesis edip, savunma cephemizde yarma ve kuşatmalar
yapabilir.
b. Bu harekatını müteakip ağır taşlarıyla başarısını geliştirebilir.
c. Stratejik ihtiyatlarımızı (Vezir, kaleler v.s.) imha edebilir,
hareketsiz bırakabilir.
d. Mat Ağını kurabilir, Şahı Mat edebilir.
3. Arazi: Satranç tahtası, küçücük 64 kareden ibaret olmasına
rağmen, talimnamelerdeki GÖKEY kurallarını aynen ihtiva eden çok
büyük ve geniş muharebe sahasıdır.
a. Gözetleme ve ateş sahaları: Taşın cinsine ve satranç tahtasının
çeşitli bölgelerine göre bu sahaların etkinliği değişmektedir (Örnek
olarak bir piyonun ateş sahası; düşman olduğu taktirde bir kare
ileri sağa veya bir kare ileri soladır. Kısa kendi çevresindeki
birer karede, gözetleme ve ateş sahası elde edebilir. Oysa Vezir;
önünde taş olmadığı müddetçe, diyagonal veya sütunlar boyunca,
satranç tahtasının hudutlarına kadar çok daha uzun gözetleme ve ateş
sahası sağlar.). Ayrıca Satranç tahtasının üzerindeki çeşitli
karelerin çeşitli gözetleme ve ateş sahaları vardır (Örnek: Tam
merkezdeki bir vezir dört bir köşeye diyagonal, artı şeklinde 4
kenarın ortasına sütunlar boyunca, 8 ayrı istikamette, gözetleme ve
ateş sahası sağlayabilir. Oysa aynı vezir köşelerden birindeki kare
üzerinde olduğu zaman sadece bir diyagonal, ikide sütun boyunca
olmak üzere, üç istikamette gözetleme ve ateş sahası sağlar.).
Satranç tahtasının kenarları, dışardan bir tehlike gelmeyeceğine
göre emniyet sağlar, ancak ateş ve manevrayı kısıtlar.
b. Örtü ve gizleme: Bütün taşlar Şah için, birbirleri için örtü
sağlarlar (Örnek: Piyonlar gerisindeki bütün taşlar için, rakibin
görerek ateş eden bütün silahlarına karşı örtü sağlar. Ancak At gibi
görmeyerek ateş eden silahlar bu örtünün üzerinden aşıp hedeflerini
imha edebilirler). Satrançta, somut bir gizleme, oynayan şahıs
herşeyi gördüğünden ve taşların gözleri olmadığından
yapılamamaktadır.
c. Kritik arazi: Oyunun başlangıcında merkezdeki 4 karedir. Ele
geçiren taraf, üstünlüğü sağlamış olur. Müteakiben muharebedeki
gibi, uygulamanın harekatın tipine, vazifeye göre değişir (Örnek:
rakip şahıs bulunduğu kare ve civarı kritiktir veya rakip ağır
taşların bulunduğu kesimler kritik arazilerdir).
d. Engeller: Bazen taarruz edene karşı piyonlarla hamleler yaparak
(öne alarak v.s.) engeller yapılabilir. Ayrıca gerektiğinde Şahın ve
ağır taşların önüne çekilen hafif taşlarla, engelleme yapılabilir.
Satranç tahtasının dışı geçilmesi mümkün olmayan engeller olarak
düşünüldüğünde; rakibi özellikle köşelere, kenarlara sıkıştırmak
suretiyle imha etmek, en doğru yollardan biridir.
e. Yaklaşma istikametleri: Oyunun gidişatına göre, bazen sütunlar
boyunca, bazen de diyagonal olabilir. Kenarlardaki sütunlar
(yaklaşma istikametleri) yan emniyeti sağlarlar.
4. Mevcut kuvvetler: Uygulayacağımız manevralara göre değişmekle
beraber, başlangıçta, 16 adet yalnız başına hareket eden birlik
vardır. Bunların nitelikleri, imkan kabiliyetleri aynı cins taşlarda
aynı, farklı taşlarda ise farklıdır (Örnek: İki piyon aynı
özellikleri taşır, bir piyon ve fil ise farklı özellikler taşır).
SONUÇ
Buraya kadar belirtilenlerden sanki “iyi satranç bilen, iyi
komutandır” gibi bir iddia ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz böyle
olamaz. Eğer böyle olsa, Fisher’in (ABD), Spassky (SSCB)’nin
Petrossian’ın, Ruy Lopez’in meydan muharebeleri kazanmış komutanlar
olmaları gerekir.
Satranç, bütün bir eğitim sistemindeki yardımcılardan biri olarak
düşünülmelidir. Bir tamamlayıcıdır, ancak gereklidir.
Bir asker için, okumak gibi gereklidir. Başlangıçta da belirtildiği
gibi usta veya büyük usta olmak değildir amacımız. Ama harp
prensiplerinin, taktik ve stratejik usul ve kaidelerin tatbiki için
en kolay ve en ekonomik yolu olan satrancı öğrenmektir amacımız.
Harp en güzel “yaparak” öğrenilir. Ancak şu anda barışta olduğumuza
göre, en azından talimnamelerdekini alışkanlık haline getirmek için,
en iyi pratiklerden biridir satranç.
Askerliğin yanı sıra sivil hayattaki uygulamalarda da vardır
satranç. Üniversite imtihanlarına hazırlanan öğrencinin çalışacağı
konuda sıklet merkezi yapmasıyla, Kaleleri Filler bir bölgede
toplayarak, o bölgede daha sonra yapılacak bir taarruz için sıklet
merkezi tesis etmek arasında hiçbir fark yoktur.
Kısacası; askeri okullara, kışlalara, hatta sivil okullara satranç
daha fazla girmelidir. Müsabakalarla teşvik edilmeli, dergilerde
satranç köşeleri açılmalıdır.
Bilenlere düşen görev ise öğretmektir. Bütün arkadaşlarımıza,
kardeşlerimize, çocuklarımıza satrancı öğretilim. Satranca sahip
çıkalım.
Kaynak :
P.Yzb.
Cihangir AKŞİT
Kara Kuvvetleri Dergisinin, 73.
sayısındaki (Temmuz 1984) yazıdan alınmıştır.
|