|

|
Kurtuluş Savaşı ve Satranç
Piyonlar
Bozkırın
ortasındaki demiryolunda, eski günlerine özenmiş yaşlı bir kara tren
coşkuyla yol almaktadır. Bozkır, üzerindeki sisi kaldırarak
uyanmakta ve genişliğine genişlik, uçsuzluğuna bucaksızlık katarak
gerinmektedir. Erkenci kuşlardan ve kara trenden başka bir hareket
ya da ses, bozkır boyunca yoktur.
Tüm bu hareketsizlik içinde kara trenin vagonlarından birinde, el
yapımı siyah bir piyon, sessizce ama güneşin doğuşundaki
kararlılıkla bir kare ileri sürülür. İşte bu hamle bozkırın, bu
toprağın, bu engin coğrafyanın, Türk milletinin kaderini
belirleyecek hamledir.
Ülke savaştan yenik çıkmış ve işgale uğramıştır. Başta İstanbul
olmak üzere ülke emsali dünyada görülmemiş bir işgale uğramıştır.
Herkes umudunu kaybettiğinde bir ses umutsuzların umudu olacak ve
“Geldikleri gibi giderler” diyecektir.
Bir şey yapmak isteyen herkes aynı fikirle ayrı ayrı yerlerde
mücadeleye başlamıştı. Ancak onları tek bir isim bir araya
getirecekti. Çanakkale zaferinin komutanlarından Mustafa Kemal.
Samsun’da, Amasya’da, Sivas’ta ve Erzurum’da hızlı ve kararlı
çalışmalar yaparak ülkeyi bir amaç için birleştirecek ve Ankara’da
bu bozkır şehrinde, ülkenin üstündeki kara bulutları dağıtacaktı.
Bir asker olarak savaşın ancak zorunlu olduğu zaman yapılması
gerektiğini, aksi takdirde bir cinayet olduğunu söylüyordu. Ancak
elinde silah, ordu ve onu besleyecek yeteri kadar para yoktu.
Savaşlardan savaşlara koşmuş bu yorgun toprağın evlatlarına
güveniyordu.
Daha
evvel bir piyon muamelesi yapılmış köylüler vardı çevresinde, onlar
ki tüm kazançları vergi diye ellerinden alındığında bile seslerini
çıkarmazlardı, onlar ki çocuklarını Çanakkale’de, Yemen’de,
Balkanlarda, Sarıkamış’ta, Mısır’da bu vatan için vermişlerdi.
Canlarından başka ne vardı geride. Herkesin piyon olarak görüp
kullandığı köylüleri Mustafa Kemal vezir olarak görüyor ona göre
davranıyordu. Fark buydu; diğerleri köle, Mustafa Kemal ise efendi
olarak köylüye değer biçiyordu.
Biliyoruz
ki bir piyon satranç tahtasında son sıraya kadar ilerlerse vezir
olabilmektedir ancak bu hiçte kolay bir şey değildir. İşte Türkiye
Cumhuriyeti’nin mimarlarından olan köylülerimiz de satranç
tahtasının en son sırası sayılan düşman cephesinde savaşmışlardır.
Bu öyle bir savaştır ki tam donanımlı bir orduya karşı kadınıyla,
erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle top yekûn bir savaştır. Bu savaşı
kazanmaktan başka yol yoktur. Bir satranç ustası zamanın içinden
bize şöyle seslenmektedir: “Piyonlar satrancın ruhudur.” Öyle bir
ruh ki savaşın kazanılmasını sağlayacaktır.
Satrançta bilinen bir şey daha vardır o da; piyonların sürüldükleri
zaman yapılan hamlenin asla geri alınamamasıdır. Bu nedenle
piyonlarla hamle yapılırken daha çok düşünmemiz gerekmektedir. Bir
kale ya da veziri oynarken bir kere düşünüyorsanız piyonları
oynarken iki kere düşünmeniz ve ona göre karar vermeniz gerekir.
Piyonların ne kadar değerli olduğunu hem hayatta hem de satranç
tahtasında çok sık görürüz. Önemli olan küçümsemek değil
önemsemektir, unutmayın her piyon bir vezirdir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüyle bitirmek en doğrusudur; “Köylü
milletin efendisidir.”
Yazar: Menderes Sargın
|