Bugün ders verdiğim anaokulunda veli
toplantımız vardı. Bir velim bana 5 yaşındaki çocukların dikkatini
sordu. Konuşmaya başladık, bu yaşlarda daha çok fiziksel
gelişimlerinin farkında olduklarından sürekli bedensel aktivitelerle
uğraşıyorlar ve zihinsel aktivite gerektiren satrançta da normal
boyutta dikkat dağınıklığı yaşandığından bahsettim. Buna rağmen
dersleri oyun olarak işlediğimizi ve zihinsel kazanımlar için
bedensel aktiviteler yaptığımızı da ekledim. Sadece oturdukları
zaman, “dinlenme yorgunluğu” yaşıyorlar ve hareket etmek
istediklerini söyledim. ( Dinlenme yorgunluğu tabirim velimizin çok
hoşuna gitti. )
Sonra velimize, bir dersimizde geçen
dikkatle ilgili yaşadığımı anlattım.
Konumuz kaleydi, kaleyle ilgili
masalımı anlattım. Sonra yuvarlak masamızda toplanan 6 öğrencime
kalenin hareketini satranç tahtasında gösterdim. Daha evvel satranç
tahtasındaki yolları bildiklerinden çok kolay oldu, sonra kale ile
taş almayı işledik ve örnekleri masalı hatırlayarak yaptık.
Sırada uygulamalar vardı ve ilk
öğrenci diğerlerine de örnek olacağından, yapabileceğine emin
olduğum bir öğrenci olsun istedim. Bu öğrencim tahtada duran beyaz
kalesine baktı sonra siyah kaleye ve gözüyle beyaz kalenin olduğu
yerden siyah kaleye dikey yolu izledi. Bakışları siyah kaleye
değdiğinde; gözünden bir parıltı ve dudaklarında gülümseme yayıldı.
Sonra taşı tuttu ve gözleriyle kontrol etmeye başladı, bunu yaparken
de alt dudağını hafifçe ısırıyordu. Tam kaleyi hareket ettirecekken
olanlar oldu.
Küçük kara bir sinek gözlerinin
önünden uçarak yavaşça geçti ve bizim öğrencimizin gözleri de
sinekle birlikte tahtadan ayrıldı. Tüm dikkati gitmiş, küçük bir
karasinek onun tüm odakladığı dikkatini hazır bulmuş ve alıp
kaçmıştı. O esnada tüm sınıf soruyu yapan öğrenciyle birlikte sineğe
bakıyorlar, kız öğrencilerim ise onun arı olduğunu düşünerek
bağırıyorlardı. ( Kriz anı, bir şey yapmalı )
Onlara onun arı olmadığını ve
herkesin yerine geçmesini söyledim ve çiçek olmalarını söyleyip
devam ettim. Bakın o benim sineğim, size bir zararı olmaz. Artık bu
sözle tüm dikkatleri bana yönelmişti.
Öğretmenin sineği mi? Küçücük
dudaklardan çıkan bu cümle bana da anlamsız gelmişti ama çaresi yok,
çıktık bir yola, devam ettim. Herkes hayvan besleyebilir, ben de
sinek besliyorum, korkmayın, canı sıkılmış biraz dolaşsın dedim.
Adını soranlara adını Kara dedim.
Bay Kara sinek. (Cinsiyetini bile sordular). Konuyu bitirdim ve
tahtada son kez konumuzu gösterirken bana inanmamış olan son
öğrencimin de, bana inanmasını sağlayan olay oldu ve gerçekten olay
oldu.
Sinek dolaşıp geldi ve bula bula
benim omzuma kondu. Ne de olsa benim sineğim… Dersi böylece
bitirdik. Tüm dikkatleri bendeydi ( ya da bendeki sinekte ). Velimle
dikkat konusunda biraz daha konuştuk sonra başka bir velimle gelince
yolcu ettim. Diğer velim ise elinde 1 YTL getirmiş bana: “Bu para
kaybolmuyor” dedi. Önce yüzüne sonra da elindeki paraya baktım,
tekrar yüzüne baktığım da bana: “Neden kaybolmuyor” diye sordu. Bu
konu da dikkatle ilgili ama sonra anlatırım.
Arada bana onu sordukları da oluyor.
Selam söylüyor diyorum. Bu arada Kara’nın size de selamı var.
Ellerinizden öper.
Yazar : Menderes Sargın