chess.com

" Biz Chess'in önüne Ay-Yıldız Koyduk "

   






DİKKAAAAAAAYT !... "BAŞKAN!"

Amerikan salonlarında başkanı kürsüden şöyle çağırır; bayanlar baylar…. Başkan! Ve alkışlar arasında başkan kürsüye gelir. Başkan vücut diliyle konuşur ayaktakiler oturur. Mutlaka seyretmişsinizdir bu sahneleri… Vallahi benim çok hoşuma gider.
Bizde ki benzeri biraz daha farklıdır. Erkeklerin ömür boyu anlata anlata bitiremediği askerlik anılarında geçen mevzu şöyledir; Dikkaaaaaayt! Herkes esas duruşta! Başkanın seçim sonrası yazdığı yazının altına konduruverdiği ünlemli ve büyük harflerle yazılmış olan "BAŞKAN!" ' şimdi bu başık açısıyla bir değerlendirin bakalım.
Başkanımızın espritüel mizacı ve de hazır cevaplığı kaçımızın ilgi alanına girmiştir bilemem. Ama benim başkanımızın bu yönüne olan hayranlığım ötelerden beri hep vardır.
Kendisi Akhisar'a çok gelmiştir. Her gelişinde ayrı bir heyecan kaplamıştır beni.Bu platonik aşkımın verdiği heyecanından daha derindir, saftır, durudur, karşılıksızdır, menfaatsizdir..
Elimizi bir sıkmıştır, bir gülümsemiştir sevgisi bu günlere kadar taptaze gelebilmiştir. Facebook ta kendisini eklememe izin vermesinin şaşkınlığı geçtikten sonra attığım bir iki mesajıma anında gelen cevaplarını hala saklar ve benden sonra ki kuşağa hava atmak için kullanırım. Yerler yemezler ayrı. Onlara benim yanında yetiştiğim büyüklerim gibi 'Ali Nihat' bana mesaj attı diye okkalı trip de yaptım mıydı, gel de yeme!
Başkanın espritüel mizacı ve hazır cevaplılığı sürdüğü müddetçe, kendisi aday olduğu hiçbir seçimden mağlup çıkmayacağına yüklü miktarda bahse de girerim. Varsa kaybetmek isteyen, arasın beni, paranızı mehtaplı bir gece de yörüngesini şaşırıp kayan yıldızların ben de bıraktığı derin romantik havayla oturduğum salaş olmayan restaurantlar da afiyetle yerim. Ben kaybedersem helali hoş olsun.
Efendim, konu konuyu çekmeden ve de lafı da eveleyip gevelemeden ( napalım yanında yetiştiğimiz ve sevgi ve saygımızı her zaman eksik etmediğimiz hocamızdan kalma alışkanlık. Hoş görün) başkanımızın dilden dile dolaşan espritüel mizacı ve hazır cevaplılığına ilişkin misaller sunalım..

Başkanımız bundan önceki bir seçim de( ki kendisi artık fazlaca ciddiyete girdiği için karşı taraf, bu durumdan istifade ederek bayağı oy topladı son seçimde) rakip aday konuşur kürsüde. İsmi lazım değil, o da değerli bir zattır. Başkana çok hızlı gidiyorsunuz arabanız bu hızla yoldan kolay çıkar ve de kaza yapabilir gibisinden özetlenecek eleştiri sunar. Başkan kürsüye gelir, bu mevzuya konuyu getirip, ne arabası, biz uçakta gidiyoruz, bindiğimiz aracı doğru tanımlayınız! Gibisinden özetleyeceğim bir savunma yapar.

Son seçim de güney illerimizden birinde seçim gezileri yapmaktadır. Yanına asi bir çocuk gelir ve aralarında sanırsam şöyle bir konuşma geçer:

Asi Çocuk: Hoş geldiniz
Başkan: Hoş bulduk
Asi Çocuk: elini uzatıp ismini söyler.
Başkan: Vay, demek böyle biri yaşıyormuş
Asi Çocuk: Evet
Başkan: O zaman senin bir doktora görünmen lazım.
Asi Çocuk: Sayın Başkan ben zaten doktor olucam.
Başkan: O zaman hastalarına yazık!

Son Seçim de TSF forum rahmetlisinin 5 kişi diye saydığı amigoluk meselesi, Türk satranç tarihinin unutulmazları arasına şimdiden girmiştir. Bu yeniliğin (N) başkanımızca tasarlandığı hemen hissedilmiştir. Orada olsaydım grubun sayısını altıya çıkarırdım. Düşünsenize aradan 30-40 geçmiş isminiz o grup ile anılıyor. Dede olmuşum da torunlarım bu meseleyi açmış, bende ballandıra ballandıra anlatıyormuşum. Çok şey kaçırmışım seçime gitmemekle. En azından böyle bir yeniliği önceden bilseydim ne yapıp edip giderdim.

Başkanımız satrancın popülerleşmesi ve medyatik olması uğruna her gittiği yerde gösteri maçları yapmaktadır. Genelde o yörenin yetenekli küçük oyuncuları seçilir. Çocuklara antrenörleri bir şeyler tembihler mi bilemem. Ama bizim çocuklarımız asla tembihten anlamıyor. Bırakın onlar ne yapmak istiyorsa öyle davransınlar. Başkanımızın, ' kimseyi yenemiyorsan, gel benimle oyna, beni yenersin!' mütevazi elbisesinde bile bu yazıda bahsi geçen espritüel mizacı yansımıştır. Başkan ne yapar ne eder karşısına çıkarılan küçük yetenekleri hep yener. Ama gönlünü almasını bilir. Ben birkaç defa şahit oldum. Sizler de mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Bu konuyla ilgili yaptığım ama sizlerin ciddi bulup ilgilenmediğiniz anketim de bu mizaca ilişkin ipuçları vardı. Etimiz budumuz bellidir. Hani fiyakalı bir isim olsam rating getirirdi, sağlık olsun. Amacımız 'adam olmak' değildir, ancak 'Adam gibi Adam olma' gayreti taşıdığımızı cümle alem bilmelidir.

Resim yapanlar bilirler, renkler kendini kontrast renklerde daha hoş gösterir. 'Sınıflarını doğrudan geçip gerçekleri gören gençlerin gözünde ruhumun evi Nepal 'de kalmış Slovak yalı salyangoz olduğunu' zaten ilan ettik. İflah olmaz oportünist (böyle mi yazılıyordu) olduğum da söylene gelmiştir. Lakin renk körlerine rengimi illa budur diyecek ne saygınlığım vardır, ne de kabiliyetim.
'İki yazı yazarak' adam olduk dedik mi hiç. Öyle mi görünüyor oralardan? Haddinizi bildirmenize gerek yok biz her fırsatta haddimizi bildiğimizi gösterdik. Yazdığımız 'iki yazı' nın zaten bir buçuğunda kimlerin saygınlığına saygınlık katarak saygınlık kazandığımızın farkındayız. Bunun hatırlatılmasına gerek yoktur. 'Kaç öğrenci yetiştirdin' diye sorulan saygın sorulara, ailemizden öğrendiğimiz terbiye gereği, ' gönder onlara simultane vereyim! Zaten öğrettiysen cebini doldurmuşsundur. Benim parayla pulla işim yok!' diyemezdim…
Artık,kulağımız çok sık çekilir olmuştur. Kulak çekmek hem iyi bir eğitim öğretim aracı değildir, hem de asla işe yaramıyor. Ben bunu henüz 6 yaşında olan ikizlerimden acı şekilde öğrendim. Bacak kadar çocuğu boş bulunup babadan kalma metotla kulağını çekerekten terbiye edeyim dedim de başıma neler açtılar bilseniz. Ulu orta yerde ayıbımı mizahi yön katarak vurdular. Valla ben kendimi toparlamaya çalışsam da epeyce madara olduğumu fark ettim. O yüzden asla kulak çekmeyiniz, kulak çekme girişimleri size mizahi yönde sizi ters köşeye yatırabilir. Ben bunu çocuklarımdan acı şekilde öğrendim. Başkasının canı yanmasın babından araya sokuşturuverdim. Konuyla uzakla alakası yoktur.

Benim de ilginç bir anım var,anlatayım, konu da sım sıkı bağlanmış olur ki, kaçmasın.
Henüz çocuktum mahalleden toparladılar bir caddeye dizdiler tek sıra. Bir paşa geçecekmiş. Baktım paşamızın geçeceği yol asfaltlanmış, kaldırım taşları yenilenip boyanmış, ağaçlar budanmış.. Asılan bayraklar havada sallanıyor. Bizim de ellerimize bayrak tutturmuşlar. Polis amcalar ikide bir tembihliyor, Paşa geçerken bayrakları iyi sallayın, şunları bunları deyin. Bak tım, o paşa konvoyla geçiyor. Ne hikmetse benim oracıkta arabayı durdurdu. Geldi okşadı başımı. Allah rahmet etsin, nur içinde yatsın bunda anacığımın payı büyüktür. Bizi yıkayıp paklamış, saçlarımızı taramış, bayramdan bayrama giyeceğimiz deri ayakkabıları giydirmiş.. Adam gibi olmuşuz. Gerçi giydiklerimiz bir numara büyüktü, ama olsun. Efendim konu haliyle o atmosfer iyicene tasvir edilsin diye bilerek uzatılmıştır. Ondan sonracığıma, Paşa geldi, başımı okşadı, nasılsın evladım dedi. Bende aklım takılmış ya, arka sokağın kirliliğini dile getirdim. Her şey doğaçlama gelişti.
-Paşam, buraya sık sık gelin.
Paşa gülümsedi,
-neden evladım.
-Paşam ama her gelişinizde ayrı sokaktan geçin.
- Neden?
- Siz şimdi yan sokağa geçin, anlarsınız.

Yanımda ki polis amca sırıtarak bana cimdik atmaya çalışıyor.
Paşa 'elleme evladımı' dedi, 'çocuk doğru söylüyor'. Bana cebinden para çıkardı elime tutuşturdu. Ben de teşekkür edip aldım. Akşama kadar arkadaşlarla lunaparkta eğlendik o parayla. O paşayı neden bilemiyorum kimse sevemedi, sonraları aklım erince azcık anlasam da bu duygusal anıdan dolayı saygın yeri kaldı…
Başkanım, size ah bir yaklaşabilsem de ilan-ı aşk denemesi yapsam. Farkında olmadan sizin Türkiye'nin gözbebeği dediğiniz gözleri fazlaca dilate ettik. Dilate ettiğimiz taraftan bizim gördüklerimiz ile sizin oralardan gördükleriniz aynı mıdır, bilemem. Kafanızı karıştırdıysam af ola. Lakin benim kafam daha karışıktır ve canım sıkkındır.
Hani aşkımı kabul etmeseniz bile ben aşkımı en azından ilan etmiştim diye avunsam…Yok siz aşkıma karşılık vermeyip bizi de dinlemeden, 'in şu uçaktan aşağı!' derseniz; bu karşılıksız aşkın hatırına epeydir uçmaktan büyük keyif aldığım uçaktan istemeye istemeye inerdim. İnerken de asla küsüp kendimi darağacında hissedip son çırpınışlar tarzında uzun uzun konuşmazdım. Cellatlarıma iki kelime söyleyip onları da ağlattıktan sonra, sehpayı da kendim tekmeler, bildik ve tanıdık bir sözü slogana dönüştürmeden söylerdim:

Haydi, eyvallah!

Başkanım yazıma gizlice sokuşturuverdiğim mektubuma son verirken, saygı ve sevgilerimi sunar, ellerinden öperim. Tahsingil amcama, Muratgil amcama, , Selçukgil amcama, Kahramangil dedeme de çok selam söyle. Onlarından da ellerinden öperim. İsimlerini henüz öğrenemediğim abi ve ablalarımdan bizi iyi bilenlere de ayrıca selam söyle..

Sanırsam birileri öyle istediği için:

-HAYDİ , EYVALLAH!







Dr.Tuncay Şen

 

 

Copyright © TRchess.com